Günlüğümden Notlar - Alper Eralp



” Artık müslümanlar, kralın emrettiği zaman Allah’ın emirlerine uyuyorlardı.
Artık krallarının yasaklamadığı zina, hırsızlık, iftira, kul hakkı yemek, hepsi mübahtı, serbesti.
O’nun yasakladığı her şey günah, emrettiği her şey ise sevaptı.
Kralları bazen müslümanların imanlarını derecelendiriyordu. Mesela bazı müslümanları kâfir, münafık, müşrik ilan ediyordu. Müslüman teba en çok böyle afaroz edilmekten korkuyordu. Bazen de dinin emirlerini çiğneyenlerin samimi müslüman olduğuna hükmediyordu. Bu hükümlere itiraz mümkün değildi. Kralın buyrukları kutsal kitaplardaki hükümlerin de üzerindeydi.
Aslında müslümanlar – hâşâ- Allah’a, kralları uygun gördüğü sınırlar içinde inanıyorlardı. Hatta bazıları düpedüz krallarına inanıyorlardı. Ve imanlarına şükrediyorlardı!..
İşte böyle! Müslüman dünyasının güçlü kalesinde Allah (CC) unutturulmaya, unutulmaya başlanmıştı…

Kral ve Küre Paradoksu
Efendim, bu eski bir hikâyedir. Kralın da içerisinde bulunduğu ülke- Kralın ülkesi değil- bir küreye benzer. Bu küre büyüklüğü ölçüsünde diğer dünyadaki kürelerle muhatap olur, ilişki kurar, eşit kurallarla ticaret yapar, barış yapar, halkı bu yolla zenginleşir, devlet güçlenir. Ancak böyle olduğunda kralı halkının gözünde diğer büyük kürelerin kralları gibi bir kral olarak algılanır. Yani kral -insan olur. Normal insan- kral olur.
Ancak, küreyi küçültür, hatta dış çeperlerini de kapatırsanız, tersi olur. Kral büyür, büyüdükçe büyür, bütün küreyi kapsar. Tanrı olur. Hâlbuki ne denli küçülmüştür küre!
Küre ve kral paradoksu budur işte.



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2018/11/22/gunlugumden-notlar/

Hiç yorum yok