Modern Zamanlarda Hacer Olmak Ne Demek Bilir Misin?


Mağduriyetler DevamEdiyor
Önce Hz.İbrahim’i ve Hz.Hacer’i bilmek gerekir. Sıcağın kavurduğu, kimselerin olmadığı ıssız çölün ortasındaki Hz.İbrahim ve Hacer’i bilmek.. Böyle bir ortamda Rabb’inden gelen emri uygularkenki İbrahimi tavrı bilmek.. Hz.Hacer ve oğulları İsmail’i kimsesiz(!) bırakıp gitmenin sızısı.. Rabbi emretmişse akan suların duracağını bilen Nebi, sevdiklerini-ailesini bırakırken tek kelam dahi edemeden İlahi emri yerine getirmeye gider..O bir Peygamberdir.. Geride bıraktıkları da hem ailesi hem de Peygamber oğlu İsmail ve Peygamber eşi ve Peygamber annesi Hz.Hacer.. Rabbine teslimiyetinden şüphe olmayan Nebi.. Ve tabi hem Peygamber eşi hem de annesi Hz.Hacer’e ne demeli.. Hz.İbrahim bırakıp giderken bu ulvi kadın herşeyden habersiz ama teslimiyeti yüksek karakter.. Hz.İbrahim’in sessiz sedasız giderken “Bizleri bırakıp gitmeni Rabbin mi istedi?” diye sorar mahzun nebiye.. Aldığı cevap “Evet” olunca hem kendi içi rahatlar hem de Hz.İbrahim’in içini rahatlatır. Çünkü bilirler ki “Rabbi hiçbir zaman kullarını zayi etmeyecektir…”
İşte bunun gibi, binlerce-onbinlerce ailenin hayatları gibi hayatımız da hakimin iki dudağının arasından çıkan kararla ikiye bölündü..Öncesi ve sonrası..
Kollarınız kanatlarınızla beraber orta yerlerinden kırıldı da bilemedi hiç kimse.. Ciğerlerinizin söküldüğünü de anlamadı görenler.. Yananlar yüreklerinizdi/yüreklerimizdi.. Kokusunu bir kendimiz bir Yaradan bildi..
İçinizde her hafta eşini cezaevlerine ziyarete gidenleriniz vardı.Rüzgarla yarışanı, yağmurla koşanı.. Kalın, kirli ve soğuk bir camın ardından 40-50 dakikalık görüş için kilometrelerce yol yapanı.. Cızırtılı bir ahizeden kısık sesle olsun sesini duyabilmek için sevdiğinin kulağını dört açanı.. Saniyelerin ışık hızıyla geçtiği demlerde, dakikaların önüne geçilemediği…
“Çocuklar iyi, biz iyiyiz, herşey yolunda, merak etme bizi..” cümlesini tekrarlayıp duranı.. Bitince ziyaret saati, her birerleri daha dokunmadan döküveriyor “inci tanelerini”.. Her birinin gözleri dolu dolu, ziyaretçi kimlik kartlarını bırakıp alıyorlar kendi kimliklerini.. Her hafta para yatıranı da var, acaba bu hafta yatırmasam mı diye düşüneni de var.. Hepsi de kıt-kanaat geçinen insanlar.. Hepsi de eşlerini-sevdiklerini bekliyorlar dört gözle..
Ziyaret saati bitince yuvalarını arkalarında bırakan-bırakıp dönen kuşlar gibiler.. Savunmasız.. Ürkek.. Görüşe gelirken sevinçle ve heyecanla yaşanan o yarış görüş sonrası yerini bırakıyor hüzne.. Göz taramasından, turnikeden çıkış..Efil efil esen rüzgarla başlayan yeni bir yarış.. Herbirinin yüreğinde bir ağırlık.. Taş desen değil, ama derin bir hüzün işte..
Evde çocuklar bekler.. Dışarda sıkıntılar..Kira, faturalar, borçlar, alınacaklar, yapılacaklar.. Başka bir gezegene sefere çıkmış gibi her biri.. Her biri uzaydan zamansız ve aniden dünyaya düşüvermiş gibi.. Gözaltlarında hiç geçmeyen morluklar.. O morlukların üstünde tertemiz yaşlar.. Artık gözyaşları gizlenmiyor, akıp gidiyor hürce.. Değil mi ki, giden gitti.. Kalanı bıraktı geride.. Değil mi ki, yarıp göğsünü kalbini bıraktı içerde..
Şimdi ruhsuz beden gibi ziyaretten dönen eşlerin/annelerin hali..Rüzgar nereye savursa oraya düşüverecek kurumuş bir yaprak misali.. Yüksek güvenlikli, gri renkli hapishane duvarları ve demir parmaklıklar.. Kimlik kontrolleri, aramalar ve göz taramaları.. Eline bir çiçek almana, kağıda bir şiir yazmana dahi izin vermeyen cezaevi kuralları..
Bazı kıyafetlerin yasak olduğu, ayakkabıların ve çoğu zaman elbiselerin dahi çıkarılıp arandığı, bebeklerin bezlerine dahi bakıldığı, çoğu bebeklerin emziklerinin hatta kırkı dahi çıkmamış bebeklerin kış günü battaniyesinin/örtüsünün alındığı o zor günlerden geçiyorsun SEN.. Kucağında doğumunu babasının bile göremediği, bu yüzden açık-kapalı görüşlerde babasına “Bu amca kim?” deyip yabancılayan, öz mü öz babasını evladına tanıtan kadınsın SEN.. Kimi zaman da okullu evlanının elinden tutup da geliyorsun evinin direğini ziyarete.. Sıkıntıları anlatmayıp, güzelliklerden dem vuruyorsunm. Dik duruyor, boyun bükmüyorsun.. Dertleri şişeleyip gönlünün raflarına çoktan dizmişsin SEN..
Aylık ev kiranı kimseye muhtaç olmadan nasıl ödeyeceğini kara kara düşünen de SEN, gecelerce göz nuru döktüğün el emeklerini nasıl satarım diye kıvranan da SENSİN..
Eşinin mahkemesi için onlarca-yüzlerce kilometre yol katedip gelen de SEN, aylardır-yıllardır görmediğin eşini “Segbis” ile bilgisayar ekranından ya da avukatın bilgisayar ekranının fotoğrafını çekip göndermesiyle hasret gideren de SENSİN..
Hani bir başka /belki de çoğu sefer kapalı/açık görüşte veya görüş bitiminde bitmeyen gözyaşları da SENİN..Ne söylenilse de teskin olmayan ve dilinde “Bitsin Allah’ım, Bitsin Allah’ım..” cümleleri olan da SENSİN.. Tam 15 aydır sebepsiz, mahkemeli/mahkemesiz bekleyen de SENSİN.. Çoğu zaman çocuklarına “Baban işte çalışıyor.” , “Baban para kazanıyor.” diyen Senin, için için ağlama hissin ve hasretin geniz yakan sıcaklığı kalıyor geride..
Her şeyden ve herkesten öte hani Sen de bilirsin ve herkes de bilir ki;
Alnın açık , alnın ak Senin..
Başın dik..
Suçlu değilsin SEN, masumsun..
Zalim değilsin şükür ki zulme maruz kalan mazlumsun..
Hür değiliz belki evet mahkumuz..
Ama ki bir kader var kaderin de ötesinde..
Bir hesap var kıldan da ince..
Hiç tasa etme..
Kışın bahara, gecenin nehara döneceği o anı sabırla bekle..
Öyle bir bekle ki, beklemek denince “SEN” gelesin akla..

Ümit ve dua ile bekle..
Sabırla ve aşkla bekle..
Hz.Hacer gibi teslimiyetle bekle..

Asrın Hacer’ine (lerine) muhabbetle..
Sevgi ve Saygılarımla..



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/02/26/modern-zamanlarda-hacer-olmak-ne-demek-bilir-misin/

Hiç yorum yok