Sonsuz’un Yolunda


Mağduriyetler DevamEdiyor “Ve sonsuza kadar mutlu oldular…” cümlesi sadece masallarda geçsede “SONSUZ’UN YOLUNDA” olanlar için daha uygundur kanaatimce…
Tiyatronun ardından zulüm ayyuka çıktığı dönemlerde zulme maruz kalmış ve o uğurda bu diyardan 42 yaşında henüz hayatının baharında çocuklarına doyamadan, Medrese-i Yusufiye’de yakalandığı elim kanser hastalığı neticesinde bu diyardan göçmüş; bizlere 3 tane emanet yetim bırakmıştı M. abi…
Bulunduğu yerden apar-topar gözaltına alınmış, işyerine ekipler gönderilmiş, zulümler başlamıştı.
Gözaltı sürecinde 200 ml su ve meyve suyundan başka bir şey verilmeyerek susuzluğa mecbur bırakılıp kendisi “Irsi olarak şeker hastasıyım, ücreti karşılığında bir şeyler alsanız.” demesine rağmen aldırış edilmeyerek aç ve susuz bırakılarak bilerek hastalığın tetiklenmesini sağlamışlardı.
İfade sırasında kurban kesip kesmediği ve inancı hakkında sorular sormuşlardı. Böyle baskı yapılarak bunaltmak, insanlık suçu işlemek artık sıradanlaşmıştı.
Verdiği ifade metnini bile okutmak istememişler,ancak “okutmazlarsa imzalamayacağı husundaki beyanından sonra” okutmak zorunda kalmışlardı. Ardından hızlıca tutuklama…
Tutuklandığında ilk gece koğuşta yeterli eşya olmadığı için yerde battaniye üzerinde uyumak zorunda kalmıştı hasta abimiz. Ertesi günü yatak getirseler de koğuş şartlarının ağırlığı aşikar: Kalabalık, havasız ortam, yerde yatan 70’li yaşlarda insanlar, 33 kişiye düşen banyo sayısı sadece 1 tane, banyo için ise pet şişelerde su ısıtılıyor…
Ağustos ayı; ancak çöpler 3 günde bir toplandığından ağır koku altında yaşamaya çalışılıyor. Her yerde gezen böcekler… İlaçlama taleplerine red cevabı geliyor.
Masa sandalye yok, battaniye üzerinde hem yemek yeniyor hem namaz kılınıyor, hem de battaniye örtü olarak kullanılıyor, şartlar gerçekten çok ağır.
Her yerde gözyaşı, ızdırap ve hüzün. Mazlumluk iliklere kadar işlemiş.Ancak iman ve ümit her zamankinden daha diri, onunla ayakta duruyor masum Yusuflarımız ve hasta abimiz.
M. abinin sağlık problemleri artıyor, defalarça dilekçe veriyor ama kabul görmüyor…7 ay sonra nihayet doktora gidibiliyor. Sol elde baş parmak ve işaret parmağı arasında nohut tanesi kadar kitle tespit ediliyor, hastaneye sevk ediliyor.
Malesef sevk işlemleri bir türlü gerçekleşmiyor. Kendi ifadesi ile: “Ağrılar geceleri uyutmaz oldu, 3 saatte bir ağrı kesici almak zorunda kalıyordum,ağrı kesicilerin mg mı gittikçe artıyordu ama mide koruyucu yazmıyorlardı.
Geceler ne kadar uzun ve hüzünlü bilemezsiniz. Ağrıların şiddeti beni bayıltacak kadar arttı ama ambulans bile çağrılmadı.”
Artık çok geçti…17 ay olmuştu tutuklanalı ve bir kolunu kaybetmişti ancak öyle vermişlerdi tahliyesini…
Kolunu kesecek olan doktora bir de ricası vardı: ” Çok kesmesen olur mu doktor bey, ben ekmeğimi elimle kazanıyorum…”
Kolunu zalimin zulmünde kaybetmiş ve kendisinden önce uğurlamıştı ötelere…
O buna aldırış etmemişti: “Canım feda olsun.”” diyerek davasına olan inancını sadakatini bir kere daha yenilemişti. Çok geçmeden geride bizlere üç yetimini emanet ederek göçmüştü bu diyardan…
Rabbim o ve onun gibi bütün şehitlerimizden razı olsun…
Rabbim makamlarını cennet eylesin.



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/02/26/sonsuzun-yolunda/

Hiç yorum yok