Kızımın Oyunu
7 Şubat sabahı kızımla başlamak zorunda kaldığımız bir oyunun başlangıcı oldu. Bir daha kızımın oynamak istemeyeceği bu oyun sabah polisler evimize geldiğinde başladı. İki buçuk yaşındaki kızım yatağında uyuyordu. O an tek düşündüğüm şey kızımın korkmaması idi. Hemen ona bir oyun kurmalıydım. Ona evimize gelenlerin misafir teyzeler olduğunu söyledim. Seninle oyun oynamaya gelmişler dedim. Kızım hemen evimize gelen bayan polisi oyuncaklarının yanına götürdü onunla oyun oynamaya başladı. Bense ona baktım içim acıyarak. Babasının ayrı arabaya bineceğini öğrenince babanın arabasını yakalama oyunu oynayacağız dedim. Gözleri yolda babasının arabasını takip etti. Artık babasından ayrılma zamanıydı çünkü ben başka bir emniyet birimine eşim başka bir emniyet birimine gözaltı için götürülecektik. Babası son kez kızını uykuda öptü ve veda etti. Kızımı teyzesine emanet ettim.
Peki ya Fatma Görmez ablanın evladını toprağa vermesi, ya maden ailesi, ya yaşadıkları sıkıntılardan dolayı vefat edip evlatlarını geride bırakan Rana ablanın çocukları, ya Meriç’ e evladını kaptıran anne? Orda çığlık atmak istedim. Ne içindi bu zulüm?
Vatanına hizmet etmek miydi suç? 6 yıl önce milli eğitime bağlı, her ay devletin teftiş ettiği, memnuniyetlerini bildirdiği bir yurtta eğitim için uzaklardan gelen, annesinden babasından uzak kalan çocuklara sahip çıktığım, onlarla ilgilendiğim için mi beni ve benim gibileri evlatlarından ayırmışlardı?
Gözaltına alındığımda belki ilk aklıma gelen kendi evlâdım oluyordu ama sonra bunun fazlasını yaşayan masum anneler, parçalanan aileler gelince kalbim sıkışıyordu. Kızımı bir ara 10 dakika nezarethaneye getirdiler. Beraber vakit geçirdik ama ayrılırken polis kızımı zorla kucağımdan aldı ve kapıyı üzerime kilitledi. Kızım ağlayarak gitti, hayatımda hiç öyle hıçkırarak ağlamamıştım. Sadece dilimden dua dökülüyordu. “Allah’ım hüznümü de kederimi de sana şikâyet ediyorum metanasrullah metanasrullah”!
Kızım benden ayrıldıktan sonra hastalanmış, ateşi yükselmiş ve sürekli annem beni unuttu diye geziyormuş. Perdeleri açıp yola bakıp annem ve babam buradan gelecekler diyormuş. Korkunç 10 günün sonunda eşim de ben de tutuklandık. Önce kızımdan sonra da eşimden ayrılmıştım. İçeride evlatlarından aylardır ayrı olan anneler de vardı, gencecik kızlar da. Kimi avukat kimi öğretmen kimi öğrenci. Neden tutuklandıklarını bilmeden suçlarının ne olduklarını bilmeden içerideler. Hepsi özgür olacakları günü bekliyorlar ve yarım kalan hayalleri ile yaşıyorlar. Avukat olan kızlar hemen benim için itiraz dilekçesi yazdılar. 5 gün sonra hapishane yolculuğum bitti. İçerdeki kızlar benden daha çok sevindiler tahliyeme. Hepsi kızıma kavuşmamı istiyordu. Peki ya onlar annelerine ne zaman kavuşacaktı. Çıkmasa idim kızımı yanıma alacaktım. Şartlar çok zor olsa da cezaevlerindeki kaçıncı çocuk olurdu bilmiyorum.
Şimdi kızım geceleri uyanıp eliyle bana dokunup yanında olup olmadığımı kontrol ediyor. Kızım bu psikolojik durumu nasıl atlatır bilemiyorum. Bu oyunları ne zamana kadar sürdürebiliriz bilmiyorum ama bir gün bu yapılan haksızlıklar anlaşıldığında geri gelmeyecek giden canlar var. Ne olacak yıllardır annesinden babasından ayrı olan çocukların durumu? Ya çocuk esirgeme kurumunda büyüyen çocuklar. Ben 15 günde kızımı bu halde buldum. Yıllardır çocuklarından ayrı olanlar kim bilir nasıl ne halde bulacaklar çocuklarını? Tüm sıkıntılar bittiğinde bu sürecin çocuklarının ve kadınlarının bir tarafı hep yaşlı kalacak!
Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2018/09/17/kizimin-oyunu/



Hiç yorum yok